Kathy Acker:
Kendi dilini bulmaya reddiye

Ulus Baker

(Bu deneme Virgül Dergisinin Ocak 1998 tarihli 4. sayısında yayınlanmıştır)

Hafıza, orada hatırlanmayı bekleyen, bizimle hep birarada duran bir malzeme deposu değildir. Daha çok flaş gibi çakan, önceden belinlenmemiş anlarda belirip kaybolan, parça-bölüm diziler aracılığıyla işleyen bir yapıya sahiptir. -Kathy Acker'ın eseri de bu yüzden "dil" üzerinde değil, "hafıza" üzerinde temellendirir kendini; New York'lu şairlerin, yazarların "yazarlık kariyerinin başlarında" Acker'a pek gerçekçi bir önerileri olmuş: "Kendi dilini bulmalısın önce..." Sonra? Acker, bütün romancılık, librettolucuk, şairlik, şarkıcılık, eleştirmenlik kariyerini bir tür anti-kariyere dönüştürme fırsatını bulacaktır: Kendi dilimi bulmak istemiyorum... Bunun yolu, başkalarının metinlerini çalmaktan, alıntılamaktan, hatırlamaktan ve oldukça "tehlikeli" bir yakın çağ tarihini diyagramlaştırmaktan ibarettir. -Henry Kissinger'in bir konuşması, Don Quixote'nin ya da Marquis de Sade'ın metninin yanında. Besbelli ki, piyasa yazarları gibi bir "dil"e sahip değildir Acker -baştan verilmiş olamaz ki dil; bu yüzden dili "icat etmek" gerekecektir- düzgün grameri, uslûbu olmayan bir dil; yakın çağ tarihini ciddiye alan bir dil; itiraf etmeyen, şeylerin yüzeyini dönüştüren, kırıp parçalayan bir dil... Ama bu dilin içinden aynı zamanda mekânlar ve yazılar, çağlar ve sesler halinde bir kadın bedeni, sayısız konumlardan, maskelerden, anılardan geçerek doğmaktadır. Virginia Woolf'un postmodern bir tekrarı mı? Ama Woolf kendine başka bir önkoşul bulmuş gibiydi -kendine ait bir oda bulmalısın ki, dışarıya, caddeye, Londra manzaralarına çıkabilesin... Kathy Acker ise Don Quixote'sinde "başka diller"e ihtiyaç duyar daha çok -kendi üzerine kapanmayan, beyinden fışkırmayan, tam tersine beyinler kurup dağıtan dillerdir bunlar. Bu bir pornografiyse eğer, olağan cinselliğin en sert eleştirisi olarak öyledir. Bu bir parodiyse eğer, "asıl", "özgün" ve "yüksek" olduğunu varsaydığımız her şeyi taklitleriyle birlikte çöpe atmayı başarabildiği oranda öyledir.

Şaşırtıcı olan, Acker yazısının bazılarınca "punk" diye nitelendirilen "dışavurumcu" bir tavra, sanılanın aksine asla sahip olmadığıdır. Orada ak ile kara, dişiyle erkek, burjuvaziyle proletarya bir beyzbol maçındaymışçasına karşılaşmazlar -bunlar tek bir bedenin patlayıp açılmasına ve çizgiler halinde dağılmasına benzeyen süreçlere dönüşmüş haldedirler. Bellek ise, bir model olarak her zaman iş başındadır -yüksek "aristokratik" değerler mi? Ama biliyoruz ki belleğin bize sunduğu "aristokrasi görüntüsü" gerçekte bir "çöküş hikâyesinden" ibarettir. Çökmüş aristokrasiyse, hiç kuşkusuz burjuvaziden başka bir şeyle özdeşleştirilemez. -Oidipus korkusundan çocuklarını yakan burjuva ailesi ise proletaryanın şiddetinden başka bir şeyi çağrıştırmayacaktır. Acker pornografisi işte bu yüzden "dışavurumcu" değil, bal gibi "lirik" bir nitelik kazanır: Ak ile karanın kavgasından çok, renklerin içiçe geçmesinden, ara renkler dayatmasından ve bitimsiz bir yazıyı Nietzsche'nin deyişiyle "ileriye atılmış bir ok gibi" ileriye doğru fırlatmasından oluşan bir lirizmdir bu.

Bunun en iyi kanıtı, psikanalizdeki temel bir gülünçlüğü ve düşüncesizliği tek bir parçayla, tek bir kesitle nasıl verebildiğinden görülür: "Bir çocuğun tek arzusu (...) anne babasını öldürmekmiş. Anne baba ölmek istemediklerinden ve kendi çocuklarını öldüremeyeceklerinden, ellerinden geldiği kadar kötü davranarak, onu ölmekten beter ederler. Sonra çocuğu bir yere bırakırlar, böylece çocuk yetim kalır." Uygarlık tarihinin bu minik "ailevi" özeti anında "sınıfsal" bir çizgiye sıçrar, oradan da keskin bir anti-Amerikan yakın tarih anlatısına dönüşür. Kendi dilini bulmayı reddeden Kathy Acker, bu sayede dünyanın yeni dilini bulabilmiştir: Sizin bana verdiğiniz, üstüne üstlük "önerdiğiniz" dille, TV'nin, kötü şiirin (en kötü Amerikan şairi olarak şu "macho" Bukowski), best-seller'ın, soysuz psikanalizin, bürokratik sosyalizmin, sarı sendikacılığın diliyle konuşmayı reddediyorum; yazım artık küfürlerden ibaret olacak -sizden yaptığım o bitimsiz alıntılar yazımda ancak birer küfür olarak görünecekler çünkü... Acker'ın bir dehası varsa o da, alıntıladığı bütün bu "namuslu" metinlerin, tek kelimesi değiştirilmemiş olsa da, onun romanlarında hakiki netliklerini dışavurmaları, yani birer "küfür", kötü pornografi olarak belirlemelerini başaracak bir "yakalama aygıtını" üretebilmesinden geliyor.

Virgül 4 , Ocak 1998 , s. 17