ALÇAKLIK VE İHANET KURAMI: BORGES
Borges'in alçakları komplocudurlar. Elbette popüler polisiye kültürünün
bildik klişelerinin çok ötelerine geçerler. Ama kurdukları komplolar, hesapçı,
doğrudan doğruya 'fesat' ile tanımlanamaz bir "dolandırıcılık" türünü çağrıştırırlar.
Kâh Pampa'ların macho'ları, kâh beynelminel ve kozmopolit Dünya
Savaşı çağı uygarlığının karanlık kişilikleri olarak çıkarlar karşımıza.
Alçaklıkları, günlük hayatın, "küçük adamların" alçaklıkları değildir;
"yolları çatallanan bahçe"lerin, labirentlerin, kaosun hakim olduğu bir
uygarlık türüne uygun düşer: "İnsanın kendini
hergün yeni alçaklıklara terkedeceğini görüyorum şimdiden; öyle ki sonuçta
sadece haydutlarla askerler kalacak geriye." (Yolları
Çatallanan Bahçe) Ufak tefek "kötüye kullanmaları", günlük hayat
içinde genellikle "bağışlanabilir" küçük komplocukları, karı-koca kavgalarındaki
minik "hainlikler" birikimini, kedilerin kuyruklarına bir şeyler bağlayan
çocuklarınkini, Nietzsche'nin bahsettiği "sürü insanı"na ait bir ressentiment,
içerleme alçaklığını Borges'in tasnifinde bulamazsınız. Çok bilgili yazarımız,
"alçaklık" ile "ihanet" arasındaki farkı da ayırdedememektedir. Bunun nedeni,
alçaklarını sanki birer "kahraman", Poe'nunkiler türünden, üstün ve adsız,
kişisel olmayan bir zekânın , önceden kestirilemez labirentlerini kateden
ve her noktada, gereğini yapmaları şartıyla mutlak başarıya erişmeleri
kuşkusuz her zaman muhtemel olan aktörler olarak kurgulamasıdır. Ona göre,
alçaklığın kurgusu more geometrico, geometrik uslûpta işlemelidir.
Alçaklık bir satranç tahtası üzerinde yapılan hamleler gibi icra edilir
ve labirentin "sonsuzluğunun" yalnızca bir türüne uygunluk gösterir: "Herhangi
bir vahşi eyleme girişecek kimse sanki bu eylem önceden gerçekleşmiş gibi
davranmalı, kendine geçmiş kadar geriye getirilemez bir gelecek dayatmalıdır."
(Yolları Çatallanan Bahçe)
Leibniz'in "sonsuz"unu yorumlayışı zamana endekslenmiştir böylece.
Her öykünün bitişi, mutlak ve katıksız alçaklığın belirmesiyle mümkündür
ancak. Geriye cevaplanmamış soru kalmayacak, ancak alçaklığın içerdiği
ve büyük bir ustalıkla çekip çevirdiği zekânın karşısında, hüzünlü bir
hayranlık damaktaki acı lezzetini bırakacaktır. Borges alçaklığı bir icraat
alçaklığı değil, bir taraftan buluşlara, öte taraftan da evrensel bir insan
mefhumuna gönderen bir alçaklıktır: "Bir kişinin
yaptığı, bir ölçüde, bütün insanların yaptığıdır. Bu yüzden bir bahçede
yapılan bir başkaldırı bütün insan ırkına bulaşır. Öyleyse, tek bir Yahudinin
çarmıha gerilmesinin ırkı kurtarmaya yeterli olması adaletsiz değildir."
(Kılıcın Biçimi)
Hiyerarşideki
yüksek konumların kötüye kullanılmasıyla gerçekleştirilen "tezgâh" ile
sokaktaki bir işportacının tezgâhında atacağı kazık arasında bir fark kalmamaktadır
böylece. Elbette Borges alçaklarını yalnızca üst sınıflardan seçmemektedir:
Sokaktaki adamlar ve kadınlar da bu alçaklıklar tarihinin kişilikleri arasına
girebilirler. Ancak bir şartla: Alçaklık her zaman bir komplonun labirentinden
geçerek, sonsuzcasına dallanıp budaklanarak, suça dair olağan kavramlarımızın
çatlaklarını zorlamalı, suçlamanın ve nefretin yönünü alçağın zararına
uğrayan kurbanın aleyhine dönüştürmeye her an aday olan bir güç gösterisi
yapabilmelidir.
Böylece Borges, yazının araçlarıyla, kendi oluşturduğu labirentin içinde,
kurguladığı alçakla belli bir noktada karşılaşacak, ama o andan itibaren
onunla eşitlenecektir: "Tarihin tarihi taklit
etmek zorunda oluşu yeterince harikadır; tarihin edebiyatı taklit edişi
ise inanılmaz bir haldir." (Hain ile
Kahraman) Alçağın öyküsünün bitiş noktası, işte bu karşılaşma
ve eşitlenme andır. Bir öykü olarak "alçaklığın" anlatısı, eninde sonunda
"yazar"ın ta kendisinin ürettiği bir kurgu değil midir? Modern edebiyata
özgü olduğu hep söylenen "yazarın, kendini yazının ardında görünmez kılışı",
böylece uzun, dolambaçlı yolların en son noktasında belirecek ve böylece
suça, nefrete ve antipatiye ilişkin duyguların Aristocu katharsis'inin
elinden kurtulamayacaktır.
Erken dönem kitaplarından Alçaklığın Evrensel Tarihi, bu yüzden
ne yeterince "evrensel"dir, ne de yeterince "Tarih". Öncelikle, Ortaçağ
edebiyatında rastladığımız "demonolojik", iblisvari alçaklık türünü dışlamaktadır.
Klossowski'nin gösterdiği gibi, Şeytan, aslında bir "yanılsamalar satıcısı",
bir "gözbağcı" değil, tam aksine, bir "karışımlar" ve "alaşımlar" zanaatçısı,
"saf ve temiz", pürüzsüz kavram olarak İyi'nin, Güzel'in, Doğru'nun, Öz'ün,
ve "Tanrı"nın despotluğuna, yani evren üzerindeki evsahipliğine başkaldıran
salt üretkenlikti. Ama. bu üretim "ruhsal" malzemeyle gerçekleştiriliyordu:
Ruhta önceden bulunmayan hiçbir karanlık yanın Şeytan tarafından üretilmesi
bu yüzden mümkün değildi. Oysa Borges'e göre, "Hiçkimse
herhangi biridir, biricik, tek bir ölümsüz insan bütün insanlardır. Cornelius
Agrippa gibi, Tanrıyım, kahramanım, filozofum, iblisim ve dünyayım; bu
ise varolmadığımı söylemenin sıkıcı bir yoludur." (Ölümsüz)
Gilles de Rais ya da Mavi Sakal, giderek Kont Dracula, kapalı cemiyetler
ve "compagnonnage"lar, sır kardeşlikleri içinde örgütlenen zanaatçı kültürleri
karşısındaki bir köylü kültüründen bağımsız çıkmamışlardı ortaya. Sahtelikleri
ve masalsı yüzeysellikleri bundan gelmektedir. Ancak, Borges tipi "alçaklık",
Ortaçağ kültüründe kaynaşıp duran ve sivrilen bu "alçaklıklardan" bazı
unsurları ödünç almakta, üstelik modernleştirmekte ve yeniden uygulamaktadır.
Borges, anlattığı alçağın "şeytani" bir kişilikle de belirlemesini arzulamaktadır.
Ancak her türden "illüzyon"un mutlak bir "gerçeklik" olarak kabul edilmesi
gibisinden, bütün eserinin kuşatan bir tema, tam da bu noktada, "alçaklığın
tasvirinde" doyum noktasına varmaktadır. Borges'in labirenti hiç de "sonsuz"
değildir.
Ancak, Borges'in anlamak istemediği ve "evrensel" tarihine katmaya lâyık
görmediği çok önemli bir alçaklık türünü, yalnızca "modern" edebiyatın
değil, modern yaşam tarzlarının ta göbeğinde keşfedebilenler de vardı:
Gogol, Brecht, Kafka ve Foucault tipi alçaklardır bunlar. Yazarlarının
onları asla "alçak" diye damgalamıyor olmalarıyla ayırdedilirler. "Ölü
can" alıcısının "içtenliği", onu her türden "demonolojik" çağrışımdan,
gürültüyle patlayıveren komplodan, "entrikacı" zihniyetten uzak tutmaktadır.
O, basit bir memur gibidir ve çökmekte olan bir toplumun ekranında beliren
çatlaklar boyunca "yolunu bulmaktadır". Günahkârlık, Tanrıyla birlikte
çoktan geri çekilmiş, onların bıraktıkları boşlukta "herkes gibi" olan
"alçaklar" kaynaşmaya başlamışlardır. Bizi Musil'in "Niteliksiz Adam"ına
götürecek yolları, gerçek anlamda ilk kez açan, kahramanları "Büyük Adam"ın
gölgesinde iş gören Dostoyevski değil, Gogol'dür bu yüzden. Gogol'ün alçağı,
sanki Hegelci "büyük adam" tarihinin (Rusya'da Hegel bile inanılmaz ölçüde
'vülgarize' edilebilmişti) kurnazlığının panzehiridir: Bir 'küçük adamlar
ve masum alçaklıklar tarihi'...
Gogolcü alçağın ana formülü, en belirgin biçimiyle Müfettiş'te
ortaya çıkar: Her alçaklığın zorunlu olarak uğradığı "yanılsama", kasabanın
bütün ileri gelenlerini sararken, sahte müfettişin "memuriyet"ini geçici
birkaç çıkar (birkaç kıza kur yapma fırsatı, başka bir durumda asla karşılaşmak
şansına sahip olamayacağı, bir "ast"ı aşağılayıp, azarlama fırsatı, vb.,)
uğruna üstlenişi, alçaklığın doğasında bulunan, çok özel türden bir "karşılıklılığı"
ifade etmektedir. Foucault'nun modern adalet cihazının isimsiz kahramanları
olarak tanıttığı, köşebaşı muhbiri, apartman kapıcısı gibi biridir o: İktidarın
"kurbanı" olmadığı gibi, ona sahip de değildir; hep iki arada bir derede,
iktidara "dayanak" oluşturur. Gerçekten de "sarhoş edici" bir güçten çok
uzakta, üstelik asla bir "mülk" gibi düşünülüp korunamayacak bir iktidar
tipi söz konusudur. Bu iktidar tipi, evde, günlük yaşamın dolambaçlarında,
köşebaşlarında, komşular arasında, cemiyetin kenarında köşesinde belirir.
Bu köşebaşı insanları, istedikleri kadar "politik" kimlikten yoksun olmak,
sıradanlaşmak, ortadan kaybolmak istesinler, yine de iktidarın "dayanakları"
olmadan edemezler. Kafka'nın formülü işte tam da bu hali anlatıyor bize:
"Bir babanın oğluna verdiği her buyrukta binlerce ölüm hükmü saklıdır."
ALÇAKLIKLAR SÜRDÜKÇE BU SAYFA DEVAMLI İNŞAAT HALİNDE KALACAK...
Başka bir alçaklık türü, "Pulculuk" üzerine