Onbeş Nisan Bindokuzyüzdoksanyedi

günlerden Çarşamba

burası Ankara

hava kapalı

soğuk

önümde duran bira şişesine dikkatlice baktım. kahverengi şişenin üzerinde "Tekel Birası" yazıyordu. Bira. bira içmiştim. şişenin üzerine yazmışlardı. ne içtiğimi biliyordum. şişenin üzerine yazmaları iyi birşeydi. canım bira içmek istediğinde hangi şişeden içmem gerektiğini anlayabilirdim. keşke herşeyin üstünde ne olduğunu yazsalardı. hiçbirşey karışmazdı. herşeyin doğrusunu bilirdim. hata yapmazdım. herşeyin üzerinde ne olduğu yazmalıydı. bunu yapabilirdim. herşeyin üzerine ne olduğunu yazabilirdim. böylece hiçbirşeyi karıştırmazdım. hiç hata yapmazdım. herşeyin üzerinde ne olduğu yazmalıydım.

kalktım. ışığı yaktım. ışık. bunun ışık olduğunu biliyordum öyleyse yazmalıydım. çekmeceyi açtım. aceleyle karıştırdım. kalın uçlu bir keçeli kalem buldum. ne aradığını biliyordum ve bulmam zor olmamıştı. çünkü keçeli kalemin üzerinde keçeli kalem yazısı ve ucunun çapı yazıyordu. hemen bir sandalye çektim. tavandan sarkan japon fenerinin altına koydum. üzerine çıktım. beyaz kağıt kaplamanın üzerine kocaman harflerle IŞIK yazdım. sandalyeden indim ve sandalyenin üzerinde hiçbirşey yazmadığını farkettim. hemen arkalığın üzerine SANDALYE yazdım. doğruldum, gururla ışığa ve sandalyeye baktım. sonra diğer şeylere göz gezdirdim. herşeyin ne olduğu yazmalıydı. çekmeceye koştum. karıştırıp üzerinde SPRAY yazan teneke kutuyu buldum. bir de İNCE UÇLU KEÇELİ KALEM yazan bir kalem aldım. kapıya gittim. spray boyayla yukarıdan aşağı kocaman KAPI yazdım. bir odanın penceresi de olmalıydı. pencereye gittim. ama pencere üç parça, pencere ise yedi harfliydi. düşündüm. ilk cama PE, ikinci cama NCE, üçüncü cama RE yazdım spray boyayla. iki-üç-iki, daha simetrik görünüyordu.

odada dolaştım. dolabın üzerine keçeli kalemle DOLAP yazdım. dolabın iki kapağı vardı. birisi düzgündü. ötekinin menteşesi kırıktı, açılırken gıcırtı yapıyor, yerine oturmuyordu. sağlam olanın üzerine İYİ, ötekininkine KÖTÜ yazdım küçük harflerle. önünde durdum, baktım. sonra KÖTÜ nün üzerini karalayıp yanına KIRIK yazdım. bir daha baktım. sonra her iki küçük yazıyı da karaladım.

odada dolaştım. aynanın önünde durdum. kendime baktım. yüzüme baktım. bıyıklarım olsaydı nasıl olurdu acaba. keçeli kalemle üst dudağımla burnum arasına BIYIK yazdım. B ve K nin alt taraflarını aşağıya, yanlara doğru uzattım. başımı sağa sola çevirerek kendime baktım. bıyıklarım olsaydı iyi olurdu. kütüphaneye gittim. kitaplara baktım. hepsinin üzerinde ne olduğu yazıyordu. kasetlerin de üzerinde ne olduğu yazıyordu. müzik setinin de. televizyonun da. televizyonu açtım. kanalı değiştirdim. tekrar değiştirdim. konuşan bir adam ekrana geldi. sesi kıstım. ekrana baktım. adamın üzerindeki tişörtte ADİDAS yazıyordu. kocaman harflerle ADİDAS. adamın adının adidas almadığını biliyordum. yanlışlık vardı. adidas bir ayakkabı firmasının adıydı. yanlış yazmışlardı. güldüm. kanalı değiştirdim. ekranı karlanma doldurdu. ekran. ekranın üzerine keçeli kalemle EKRAN yazdım. gururla baktım.

tekrar aynanın önüne gittim. kendime baktım. tişörtümü çıkarttım. pantolonumu çıkarttım. donumu çıkarttım. kendime baktım. keçeli kalemi aldım. aynadaki görüntümün üzerine BEN yazdım. doğrulup tekrar baktım. herşeyin üzerinde ne olduğu yazmalıydı.


kör otonomedya       sonraki mektup